23 Şubat 2011 Çarşamba

Max Gradel

Tam İsmi: Max - Alain Gradel

Uyruk: Fildişi Sahilleri

Oynadığı Klüp: Leeds United

Mevkii: Kanat Forvet - İkinci Forvet

Doğum Tarihi: 30.11.1987

Boy: 1,80

Ayak: Sağ





Öncelikle Gradel'in boyu hakkında bazı şüphelerim var. Leeds United'ın resmi sitesinde 1,80 yazmasına rağmen, dışarıdan bakıldığında hiç de öyle gözükmüyor. Benim izlediğim adam en fazla 1,75 falan olsa gerek. Ancak biz resmi siteye uyalım ve yazıya başlayalım.

Max Gradel bu sezon çıkışa geçen Leeds Unitedlı futbolculardan biri. Geçen sezon genelde rotasyon oyuncusu olarak kullanılan Gradel, bu sezon Leeds United'ın vazgeçilmezlerinden.

4-3-3 düzeniyle sahaya dizilen Leeds United'ta her iki kanatta da oynayabiliyor Gradel. Ancak genel yerinin sağ kanat olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca çift forvet oynayan takımlarda da rahatlıkla yardımcı forvet olarak oynayabilir.

Oldukça çabuk olması, birebirde rahat adam geçebilmesi ve gol yollarında her iki ayağını da kullanabilmesi onu öne çıkartan özelliklerden. Biraz fiziki zaafiyeti bulunuyor ancak bu zaafiyeti çabukluğuyla gidermeye çalışıyor. Tabii arada bir sapıttığı da olmuyor değil. Ancak bir Keita değil.

Taraftarlar tarafından da oldukça seviliyor. Kendisi adına yapılan bir tezahürat var ancak tam olarak anlayamadım. Onu çözünce buraya eklerim.

Gradel'in şu ana kadar ki istatistikleri (Bu sezona aittir)

31 Maç ( 28 Lig, 2 FA Cup, 1 League Cup ) 12 gol, 9 asist. Toplam Dakika: 2359

Video*


* Kendisiyle ilgili yapılmış en iyi video buydu açıkçası. Geçen sezona ait bir video. Umarım aklınızda biraz şekillenir nasıl bir oyuncu olduğu.

22 Şubat 2011 Salı

Andre Carrillo Sevilla'nın Radarında


Güney Amerika 20 Yaş Altı Turnuvasında gösterdiği performansla dikkatleri üzerine çeken ve yaptığımız değerlendirmede Turnuvanın Altın Karmasında yer verdiğimiz ve ayrıca başlığını girdiğimiz Andre Carrillo ünlü İspanyol kulübü Sevilla'nın radarında.

Allianza Lima forması ile turnuvada izlediğimiz sağ iç ve sağ açık pozisyonlarından farklı olarak forvette görev yapan oyuncu bu pozisyonda gösterdiği performansla da iki haftada 2 gol atarak başarılı performans gösterdi. Ve "Haftanın Futbolcusu" seçildi.

Turnuva değerlendirmemizde de söylediğimiz gibi Carrillo'nun yakın zamanda Avrupa'ya transferi süpriz sayılmamalı.

Vincenzo Montella



Roma'nın yeni teknik direktörü efsane futbolcu Vincenzo Montella oldu bilindiği üzere. Futbolculuk yıllarında bir yıl formasını giydiği Genoa'dan ayrılıp, bu takımın en büyük rakibi olan Sampdoria'nın yolunu tutan Montella'ya Genoa taraftarı hala kızgın. Roma'nın başını da bir Genoa maçı sonrasında geçmesi biraz manidar oldu.

Roma kariyerinde forma numarası yüzünden tartışma yaşadığı Batigol'ün şöhret olarak biraz arkasında kalsa da, hep belli bir standart yakalamayı başarmıştı Montella. Teknik Direktörlük kariyeri de böyle olur umarım.

Kendisiyle özdeşleşen gol sevincinden birkaç kare;


Tabii bir de şu var;


Tarih 10 Mart 2002. Yer Stadio Olimpico. Fazla söze gerek yok. Böyle bir adam Montella.

21 Şubat 2011 Pazartesi

Gözlem Tam Gaz Devam Ediyor

Güney Amerika 20 Yaş Altı Turnuvasının sona ermesinin üzerinden yeterince zaman geçti. Artık yeni hedef, ikinci yarısı başlayan liglerdeki genç yetenekleri, potansiyelli oyuncuları, tespit edip blogda paylaşmak olacak. Kendime ilk durak olarak Serie B, İngiltere Championship ve Bundesliga II'yi belirledim. Yaklaşık 2 ay gibi bir süre içerisinde bu liglerde top koşturan sayısız oyuncuyu izleme fırsatım olacak.

Yalnız şu notu da eklemeden geçmeyeyim: Almanya gözlemim yalnızca Bundesliga II ile sınırlı kalmayacak. Bazı Alman kulüplerinin rezerv takımlarını, Regionalliga Nord, Regionalliga Süd ve Regionalliga West gibi liglerde parlayan gutbetçi oyuncularda gözlem içerisinde yer alıyor. Yerli kıtlığının yaşandığı ülkemizde - milli takımlar ve kulüplerimiz dahil - gurbetçi oyuncuların önemi artıyor. Yetenekli gurbetçi arkadaşlarımızı tanıtmaktan da büyük keyif alabileceğimi söyleyebilirim.

Yukarıda bahsi geçen liglerden (Bundesliga II, İngiltere Championship, Serie B) şu ana kadar değindiğimiz bazı oyuncular;





Jonathan Howson

Tam İsmi: Jonathan Howson

Uyruk: İngiltere

Oynadığı Klüp: Leeds United

Mevkii: Çift Yönlü Orta Saha

Doğum Tarihi: 21.05.1988

Boy: 1,80

Ayak: İkiside






Jonny Howson, mücadeleci ve asi futbol karakterini tekniği ile harmanlayan, tipik bir çift yönlü orta saha oyuncusu. Bu sezon oynadığı futbolla Championship'in en değerli futbolcularından biri olmayı başardı. Yüksek oyun görüşü, mücadeleci ve asla oyundan kopmayan yapısı ve lider vasıflarıyla Championship'te oynayan birçok orta saha oyuncusunun önünde.

Attığı uzun/kısa mesafeli isabetli paslar, toplu/topsuz oyundaki başarısı, uzaktan yaptığı etkili vuruşlar ve kafayla attığı gollerle ön plana çıkan Howson, henüz 22 yaşında kaptanlık mertebesine ulaşmış bir isim. İki ayağını da son derece etkili kullanabiliyor. Bu da bir orta saha oyuncusu için önemli artılardan.

Bu sezon takımının oynadığı bütün maçlarda forma giyen Jonny, tam bir istikrar abidesi. İngiltere U-21 takımının formasını da sırtını geçirmeyi başaran Jonny'nin en büyük hedefi İngiltere Milli Takım formasını giymek.

Bu sezona ait istatistikleri:

36 maç ( 32 Lig, 2 FA Cup 2 League Cup ) 8 gol, 9 asist. Toplam dakika: 3178.

20 Şubat 2011 Pazar

Galatasaray 1 - 0 Bucaspor


Her şeyden önce zorda olsa 3 puan önemliydi. Yalnız oyun açısından - bazı dakikalar dışında - taraftarların büyük çoğunluğunun ve benim tatminkar olduğum söylenemez. Hagi'de maç sonunda yaptığı açıklamalarla bizleri doğrular nitelikti konuştu.

Hagi'nin hedefi her şeyden önce ''winner'' bir takım yaratmak. Bunun yanında doğrular yapıldığı ve takım gününde olduğu zaman güzel oyun sahaya yansıyor. Hagi'nin yanlışları yok mu? Elbette var. Mesela Serkan Kurtuluş ısrarı. İnanın Serkan Kurtuluş şu haliyle Bank Asya takımlarında bile zor oynar. Çok düz bir oyuncu, ekstrası hemen hemen hiç yok. Bir başka yanlışta Sabri'nin sağ iç mevkiisinde kullanılması. Sabri, hücum pres için itici bir güç, bu kabul. Ancak top tekniği pek iyi değil ve bek oyuncusunun fundamentaline sahip. Mesela beke geçtiği zaman ne kadar faydalı olduğunu gördük. Bekten attığı derinlemesine paslar, orta sahada oynarken attıklarından çok daha iyi. Golde de payı büyüktü. Diğer bir yanlışta - aslında buna yanlış demek ne kadar doğru bilinmez - Cana'nın stoper, Neill'in stoperlerin önünde oynaması. Bu tercih kesinlikle Hagi'nin oyun karakteriyle alakalı. Çünkü Hagi, stoperlerin önündeki oyuncunun tekniğinin iyi olmasını ve topu iyi dağıtabilmesini istiyor. Biglia ısrarı bu yüzdendi. Biglia Hagi'nin sistemine cuk diye oturacak bir adamdı çünkü. Neill maalesef temposuzluğunun kurbanı oluyor bu mevkiide ve Galatasaray'ın maçın son 15-20 dakikasında açıklar vermesine yol açıyor. Bunu dünkü maçta da net bir şekilde gözlemledik.

Çoğu insanın Hagi'den bir ümidi, beklentisi yok. Ancak ben hala Hagi'nin bu işi kotarabileceğini düşünüyorum. Şu takıma kazandırdığı oyuncular bile Hagi'nin önümüzdeki sene de takımın başında kalması için başlı başına bir neden.

Maça geçecek olursak, ilk yarı oynanan temposuz oyun çok can sıktı. Bu temposuz oyunda Sabri'nin bariz şekilde orta sahada sırıtması, Serkan - Sabri - Colin ve Çağlar - Culio - Stancu üçlülerinin kanatlara bir dinamizm getirememesi ve Baros'un hazır olmamasının payı büyüktü. İlk yarıda top % 70'ler seviyesinde Galatasaray'da olmasına rağmen ilk yarının en tehlikeli pozisyonunu bir duran toptan bulmamız, hücumdaki organizasyonlarımızın henüz istenilen seviyeye ulaşamadığının kanıtıydı.

Yalnız Servet'te de gözle görülür bir gelişme var: Uzun top isabeti. Bundan önceki maçlarda da uzun top tercihlerini akıllıca ve iyi kullanıyordu. Bu maçta da birçok kez Kazım'ı topla buluşmayı başardı. Demek ki ''Güven'' gerekiyormuş paşaya.








İkinci yarının ilk 15 dakikasında Galatasaray'ın ritmini bulması ve daha akıllı hücum etmeye başlaması golün geleceğinin habercisiydi. 4. hakemin tabelasında yazan ''25-23'' numaraları taraftarı az da olsa heyecanlandırdı. Hagi'den çok doğru bir değişiklik geldi 56. dakikada. Yekta'nın girişinden sonra Galatasaray'ın ikinci yarının ilk 15 dakikasında yakaladığı tempo biraz düşse de, bu değişiklik takımın çok daha akıllı hücum etmesini sağladı ve bunun sonucunda gol geldi.

Bucaspor'da birçok eksiğine rağmen çok iyi mücadele etti ve bana kalırsa en azından bir puanı haketti. Özellikle yeterince hazır olmayan Çağlar'ın ikinci yarıda oyundan düşmesini çok iyi kullandılar ve Çağlar'ın üzerine oynayarak Mendy'yi etkili kullanmayı başardılar. Ancak Mendy gününde değildi, bu bir gerçek. Normalde harcamayacağı pozisyonları kolay harcadı ve takımının olası bir puanının önüne geçmiş oldu.

Maçın Galatasaray adına bu kadar zor geçmesinin bir nedeni de verilmeyen 2 penaltısıdır. Lucas Neill'in düşürülmesi ve Stancu'nun kullandığı serbest vuruşta Mendy'nin topa eliyle dokunması kesinlikle penaltıydı. Ancak takımın oynadığı şu an için yetersiz futbol yine hakem hatalarının önüne geçecek gibi.

Galatasaray'da duran topları bundan sonra Stancu'nun kullanması lazım kesinlikle. Neredeyse kullandığı her duran top tehlike yarattı rakip kalede.

Zapata'da günün başarılı isimlerindendi bana göre. Topa çıkışları çok iyi. En azından Aykut veya Ufuk gibi çizgide durup olanı biteni seyretmiyor ve topu oyuna çok daha iyi sokuyor. Ancak hala yeterli değil. Maç eksiğini giderdikçe daha başarılı olacağını düşünüyorum.

Kazım'ın ilk yarıdaki etkisiz oyunu ikinci yarıya yansımadı. Çünkü Yekta - Serkan değişikliği Kazım'ın rahatlamasına ve daha iyi oynamasına neden oldu ve mükemmel bir asist yaptı. Kafayı kaldırması ve Culio'yu görmesi çok önemliydi.

Son olarakta maçın adamı kesinlike Juan Emmanuel Culio'dur. Son yıllarda başımıza gelen en güzel şeylerden biri. Yürüyedur Culio !

17 Şubat 2011 Perşembe

Büyük Patlama'nın Kelime Karşılığı: Adel Taarabt


Hani bazı oyuncular vardır çok yeteneklidir fakat kendisinden beklenen patlamayı bir türlü gerçekleştiremez. Mesela Giovani Dos Santos böyle bir adamdır. Ha oldu, ha olacak artık kendini bulacak derken birçok oyuncu futbol sahnesinden silinir gider.

Taarabt'ın da akıbetinin bu yönde olacağını bir an için düşünmedim değil. Fakat Tottenham'ın genç oyuncu öğütme kulübü olduğunu bildiğimden (bkz. Chris Gunter, Dos Santos, Tomas Pekhart ) Taarabt için beklemeye karar verdim. Çünkü bu adamın yeteneklerinden hiç kimsenin şüphesi olmadığını biliyordum.

İşin ilginç yanı ise az önce parantez içinde adı geçen Chris Gunter ve Tomas Pekhart bu sezon döktürüyor. Acaba Redknapp bu oyuncuları bu kadar erken gözden çıkardığı için hayıflanıyor mudur?



Taarabt'a geri dönecek olursak, geçen sezon yakaladığı çıkışı bu sezon adeta patlamaya dönüştürdü. Önce takımın kaptanlığına getirildi, daha sonra takımın saha içindeki liderliğini eline aldı. Üstelik bu oyuncu henüz 21 yaşında. Bu sezon QPR formasıyla çıktığı 31 maçta 14 gol attı, 16 golün de hazırlayıcısı oldu. Gerisini siz düşünün.

Kendisine '' Yeni Zidane '' denilmesini başlarda abartı buluyordum, doğrudur. Fakat bu sezon oynadığı futbolla bu yakıştırmaya layık olmaya başladığını gösteriyor. Ama Fransa Milli Takımı için tren kaçtı. Çünkü Taarabt Fas Milli Takımı'nın vazgeçilmezlerinden.

Bu arada satır arasına ufak bir not sıkıştıralım: Fas futbolundaki yükselişe de daha sonra değineceğimi twitter hesabımda belirtmiştim, yineliyorum. Yazı gittikçe uzadı. Fakat rötarlıda olsa bu analizi bloga koyacağım.

Wálter Chalá - Rubin Kazan


Güney Amerika 20 Yaşaltı Turnuvasındaki performansıyla sivrilen, maç yazılarında da ismini andığımız oyunculardan Wálter Chalá sadece 750 bin euro bedelle Rubin Kazan'a transfer oldu.

Orozco'nun Wolfsburg'a, İturbe'nin Porto'ya transferinden sonra Chala'nın transferleriyle turnuvanın yıldızları teker teker Avrupa'nın yolunu tutuyor. Daha önce burada yazılarını yazdığımız oyunculardan Carrillo ve Bazan'da takımlarıyla çıktıkları turnuva sonrası ilk maçta golle buluşmayı başardılar. Yakın zamanda birçok ismin daha Avrupa'ya transferi muhtemel. Umarız bu isimlerden birkaçının yolu da bu taraflara düşer.


15 Şubat 2011 Salı

Ronaldo'ya Elveda Derken...


2000 yılının sonbahar ayları. Birçok oyun severin heyecanla beklediği Fifa 2001 piyasaya çıkmıştı ve evinde bilgisayar olan o dönemin şanslı çocukları - evet, o dönem evinde bilgisayar olan çocuklar şanslıydı - Fifa 2001 alıp oynamak için adeta birbiriyle yarışıyordu. Bu yarışa dahil olanlardan biri de bendim tabii ki. Babama yalvar yakar aldırdığım, Hagi'nin kapak olduğu Fifa 2001, çok geçmeden elimdeydi bile.

Oyuna tabii ki takımım olan Galatasaray'ı alarak başlamıştım. Easy'de oynadığım maçlarla kendimi tatmin ediyor, Real Madrid, Milan, Bayern Münih gibi takımları yenince mutlu oluyordum. Daha sonra ülkeleri keşfe çıktığım zaman Brezilya'nın kadrosunda oyuncuların isimlerinin yerine, numaralarının yazdığını görünce önce bir burukluk yaşıyor, ardından dayanamayıp son Dünya Kupası finalisti ile maç yapma sevincine erişiyordum.

Brezilya ile oynarken dikkatimi bir oyuncu çekiyordu. Forma numarası 9 olan bu oyuncunun üzerinde haliyle ''No 9'' yazıyordu. 10 yaşlarındayken dünya futbolundan bir haber olan ben, bu ''saçsız'' forveti gözüm bir yerlerden ısırmasına rağmen, Fifa 2002'ye kadar tanıyamıyordum!

Il Fenomeno hakkında söylenecek çok şey var. Real Madrid'e gittiğinde üzüldüğüm, Milan'a geldiğinde sevindiğim, ''Beşiktaş'a gidiyor'' söylentisi çıktığında kahrolduğum bir adam Ronaldo.

Hoşçakal güzel insan, mükemmel futbolcu. Attığın her golden sonra sağ elinin baş parmağını sallayışını unutmayacağım. Umarız seni yeşil sahalarda bir kulübenin önünde takım elbiseyle görebiliriz.