5 Mart 2011 Cumartesi

Galatasaray 0 - 0 Karabükspor


Çarşamba akşamı hayati bir maça çıkmışsınız, fena oynamamanıza rağmen istediğinizi alamamışsınız, tepki almışsınız ve yerden yere vurulmuşsunuz. Bu durumda olan bir takımın 3 gün sonra maç yapması işkence gibidir. Zaten binbir zorlukla boğuşmak zorunda kalıyorsunuz, birde sizden takımınızı üst düzey konsantrasyonla sahaya çıkarmanız bekleniyor. Gel de teknik adam ol.

Hagi oyuncularına gerekli konsantrasyonu ve kazanma arzusunu aşılamış maç öncesinde. Fakat şu an düzeltemeyeceği bir şey var: Özgüven sorunu. Öyle bir sorun ki, kolay kolay düzelecek gibi gözükmüyor. Bu sorunun düzelmesi için kanımca bir neslin ölmesi gerekecek.

Lafı dolandırmadan maça geçelim. Bu maç, Hagi'nin birçok yanlışından döndüğü maç oldu. Sabri'nin sakatlığında takımın belki de en düz oyuncusu olan Serkan'ı oynatmayıp, Neill'i alışık olduğu bölgeye kaydırması oldukça akıllıca bir hamleydi. Tekniği ve pozisyon bilgisi birçok yerli stoperin önünde olan ancak devamlılık sorunu yaşayan Gökhan'ın Servet'in yanına monte edilmesi riskli gibi gözükse de son derece yerindeydi. Cana'nın alışık olduğu yere geçmesi, Yekta'nın ilk 11 çıkması vs. Hepsi doğru hamlelerdi.


Galatasaray maçın büyük bölümünde 4-4-2/4-4-1-1 şeklinde dizildi sahaya. Doğru oyuncuların doğru mevkiilerde oynamasıyla daha akıllı oynayan bir Galatasaray izledik. Rakibin presini kırmaya yönelik olan, dar alandaki kısa ve seri paslar, ver-kaçlar, Cana'nın orta sahaya getirdiği sertlik, alan daraltmaların iyi uygulanması derken Karabükspor maç boyunca yarı sahayı zar zor geçebildi.

İlk yarıda sergilenen vasat üstü futbol final paslarının gelmemesi sebebiyle skora yansımadı. Culio - Yekta ikilisinin sol iç ve sol kanat mevkiilerinde yer değiştirerek oynaması, Neill'in çizgiye pek kaçmayıp toplu/topsuz içeriye hareketlenmesi, yani bir iç oyuncusu gibi oynaması pas trafiğini olumlu yönde etkiledi. Gökhan ve Servet'in dönen toplara yaptığı ilk müdahaleler de yerinde olunca maç tek kale oynandı ancak Galatasaray'ın son 25-30 metredeki üretkenliği zayıftı. Stancu - Baros ikilisinin formsuzluğu ve uyumsuzluğuna Kazım'ın içeriye yeterince destek verememesi de eklenince pozisyon bulmak zor oldu. Tabii bir çilingirin eksikliği de bayağa hissedildi.

İkinci yarı Cana'nın performansını bir kademe daha yukarıya taşıması, Hakan Balta'nın tıpkı Neill gibi içeriye doğru hareketlenmesi ve pas trafiğine katılması pozisyon yaratma ihtimalini de arttırmış oldu. Nitekim Galatasaray çok önemli gol pozisyonlarından yararlanamadı ikinci yarıda. Hagi'nin ileriye yönelik yaptığı hamleler doğruydu ancak son 10 dakika da kullanılan uzun toplar tam bir felaketti. Uzun toplar, rakibi açmakta etkili olabilir ancak bu kadar abartmak çok sakıncalı. Topu ayağına alan yanına bile bakmadan Allah ne verdiyse şişirdi ileriye.


Tek tek isim değerlendirmek istemiyorum ancak bugün Cana, Yekta ve Gökhan Zan'ın sergilediği futbol takdire şayandı. Hakan Balta'da bu sezon kendisi adına en iyi futbolu oynadı bana göre. Ancak hala yeterli değil.

Bu akşam Galatasaray'ın gol atamamasında ki en büyük nedeninin Milan Baros'un formsuzluğu olduğunu düşünüyorum. Garip bir tutukluk vardı üzerinde. Ne eskisi gibi pres yaptı, ne de kendisini parçaladı. Pas konusunda çok iyi olmadığını biliyoruz ancak bugün neredeyse pas tercihlerinin hepsi hatalıydı. Umarım bu durum yalnızca formsuzluğuyla alakalıdır. Yoksa başka bir nedeni kaldıramaz bu bünyeler.

Maç sonunda ''Hagi istifa'' seslerini duymak çok acı vericiydi. Hani şu tezahüratlar kötü oynanan Buca maçından sonra olsaydı anlardım. Ama bugün olmamalıydı. Hagi bugün kazanmak adına her şeyi yaptı, ancak olmadı. Skora göre taraftarlık yapmak bu olsa gerek.

Bugün çok daha iyi anladığım bir şey daha var: Hagi'yi böyle üzgün görmek meğerse çok koyuyormuş adama. Yani Hagi'ye de bunu yaptınız ya, ne diyeyim bilemedim. Helal olsun yönetime, basına ve bilinçsiz taraftarlara.

Stefan Bell


Tam İsmi: Stefan Bell

Uyruk: Almanya

Oynadığı Klüp: 1860 Münih

Mevkii: Stoper

Doğum Tarihi: 24.08.1991

Boy: 1,92

Ayak: Sağ





Hücumu düşünen ve hücum futbolu oynayan takımlar, iyi savunmacılara sahipse, topu kaptırdıkları zaman derinden bir eyvah çekmezler. Çünkü güven veren, yere sağlam basan stoperlere sahip olduklarını bilirler.

İyi bir Alman stoper bulmak bir dönem için gerçekten oldukça zor bir işti. Gerçi hala Alman Milli Takımının en zayıf yerinin stoper mevkiisi olduğunu söylemek yanlış olmaz. Ancak yeni jenerasyonla bu sıkıntıyı aşacak gibi duruyorlar. Matt Hummels, Badstuber gibi gelecek vadeden stoperlere sahipler.

İleride bu isimlere katılabilme olasılığını yüksek bulduğum bir isim var: Stefan Bell. Bundesliga'da ilk yarı fırtına gibi esen Mainz'ın altyapısından çıkan Bell'in bonservisi hala bu takımda ancak sezonu kiralık olarak 1860 Münih'te geçiriyor. Bu sezon Bundesliga II'nin en az gol yiyen takımlarından biri olan 1860 Münih'in bu başarısında rol oynayan isimlerden biride kuşkusuz Bell. Hava hakimiyeti, hırslı futbolu ve forvetleri yıldıran markajıyla kendisinden söz ettirmeyi başaran Bell'in boyuna göre çevikliği de hiç fena değil. Topla biraz iyi değil, o kadar. Ancak basit oynaması gerektiğini gayet iyi biliyor.

*Cenk Tosun ile Stefan Bell beraber kafa topuna yükselirken.

Kendisine geleceğin Per Mertesacker'i gözüyle bakılıyor. Bende aynı şekilde düşünüyorum. Per Mertesacker'den pek bir eksiği yok. İlerleyen yıllarda onun önüne geçmesi de kuvvetle muhtemel.


Bu sezona ait istatistikleri (Şu ana kadar)

24 Maç: 2 gol, 3 asist. Toplam dakika: 2027